Doğa ve İnsan Uyumu

Doğa ve İnsan Uyumu

Herkese tekrar merhabalar…

Bugün sizlere doğa ve insan ilişkisi hakkında görüşlerimi ve insan ırkının bu noktada bana göre nerede olduğunu anlatmaya çalışacağım. 4.5 Milyar yaşındaki gezegenimizde, insan ırkı bilinen piramidin en son ve en üst noktasındadır ki , ben aynı zamanda da yok edici ve bir kemirgenden bile hızlı tüketip yok eden bir canlı türü olduğumuzu düşünüyorum.

Peki ,ama eden böyleyiz? İlk insan böyle miydi? Açıkçası öyle olduğunu düşünmüyorum. Tamamen doğanın içinde entegre olmuş, doğanın sunmuş olduğu bütün nimetleri kulanarak yaşamayı öğrenmeye çalışan ve zaman içinde alet geliştiren %97 Şempanze geni taşıyan ve evrim süreci bu doğrultuda evrilmiş ve evrilmeye devam eden bir tür olarak dünyaya tohumlarımız atılmış. İlk canlı bakteri olmakla beraber hayatın ve evrilmenin suda başladığı, daha sonraları sudan karaya ya da karadan suya veya iki türlüde yaşam döngüsünün başladığını görmekteyiz. Bugün uzaya yaptığımız büyük harcamaları denizlerimize ve dünya sularına yapmış olsaydık daha çok şey keşfetmiş olacaktık. Dünya sularının %90 ‘ı halen gizemini korumaktadır. Ortaya çıkmamış keşfedilmemiş bir sürü tür olduğunu bilmekteyiz. Bu canlılar daha çok bathypelagic yani ,1000 – 4000 mt. arası ve 4000 mt. den daha derin olan abyss alpelagic seviyelerde yaşamaktadırlar. Düşünün ki , insan oğlunun yaşama olasılığı ihtimalinin bile olmadığı bu derinliklerde bir ekosistem dönmektedir. Bu döngü belli bir hiyerarşi şeklindedir. Birçok denizaltı canlısı dünyamızın ilk zamanlarından beri gözle görülür köklü bir evrim geçirmemiştir. Bahse konu seviyelerde gün ışığı olmadığından her canlı karanlığa uyum sağlamak ve ona göre de bir savunma geliştirmek zorundadır. Birçok canlının kendi biolimünans ışığını yaydığını gerek savunma, gerek saldırı gerekse duygusal üreme için kullandıklarını gözlemlemekteyiz. Bu denli müthiş bir döngünün içinde insanın, egosu tavan yapmış, herseyin bizler için yaratıldığını ve evrene hükmedip , ulaşılabilen her canlıya itaat ettireceğini düşünerek yaşayacağını sanan ve yaşamaya devam eden bir tür olduğumuzu düşünüyorum.

Egomuzun bizi aslında farkında olmadan yavaş yavaş yok ettiğini görememekteyiz. MÖ 7. Yüzyılda paranın keşfi ile bu daha da hız almaya başladı. İlk olarak doğadan kendimizi soyutlayarak yaşamaya başladık. Oysa doğanın bize her şeyi ama her şeyi sunduğunun halen farkında değiliz. Her türlü pskikolojik ya da fizyolojik günümüz hastalıklarının çözümü doğada…

Biz ne yaptık ! İlaç endüstrisi gibi bir endüstri yarattık. Milyarlarca dolarlık yatırımlar … Bunlar nasıl endüstriye ve ticari geri kazanım olarak dönecek, tabi ki hastalıkların artması ve bu oranda onlarında üzerinde denenecek ilaçlar ve bunların satışı … İşte insan burada gerilemeye başladı. İnsan bedeni ilaçlara göre tasarlanmadı. İşletim sistemi böyle çalışmıyor, ama biz bunu bozduk ve bu hale getirdik. Sebebi yine doğada… Uzaklaşarak, onu yıkarak, onun sesini, tınısını konuşmasını bize anlatmak istediğini göz ardı ederek yaşamaya başladık. Kendi tabirimle modern hapishaneler yarattık yani evlerimizi. Daha sonra iyice hareketten yoksun yaşamaya başladık, adete tuvalete bile arabayla gitmeye başladık. Bütün gün iş dünyasında maskeler takarak yaşamaya ona buna iyi gözükmek için, binbir taklalar atmaya başladık. Çünkü bilinç altında daha çok kazan ,nasıl kazanırsan kazan ama daha çok harca var. Hep bu döngüde yaşıyoruz ve sonra mutluluk ve sağlık bekliyoruz. Açıkçası bana çok sahte geliyor. Zeki bir tür olduğumuzu düşünüyoruz ama teknoloji üretip birbirini yok eden tek tür biziz. Eğer bu zeka ise benim zeka kavramım biraz farklı oluyor. Öyle aç gözlü bir türüz ki açık büfe yemeklerinde gözlemleyin tabak tıka basa dolar, o bitmeden bir tabak daha alınır, sonuçta hiç biri yenmeyip hepsi çöpe gider.

Yer yüzünde gerek denizde gerekse karada hiç bir türün bizler gibi vahşet yaptığını göremezsiniz. Bir Çitanın 50 tane İmpala öldürüp yediğini yada keyfe keder öldürdüğünü göremezsiniz. Ama insan …?!

Aslında temel döngü çok basit. Doğada yaşamak, onu anlamak, yemek yemek, uyumak ve türünü devam ettirmek esas döngü bunlar. Bunların dışında yaptığımız ya da geliştirdiğimiz her şey bizim doğamıza yada doğanın yasalarına aykırı. Yaptığım bütün dalışlarda bunu gözlemlemekteyim. Türlerin arasındaki etkileşim uyum, adaptasyon inanılmazdır. Denizlerin ez zeki canlıları Yunus’lardır. Yapılan araştırmalar beyinlerinin %20 sini aktif kullanabilmekteler, inanilmaz bir sonar ve yön bulma sistemleri vardır ve halen gizemini korumaktadır. Biz insanlar yeri gelince alet kulanırken bile yönümüzü şaşırabilmekteyiz. İşte bu canlılar ve nicelerinden çok şey öğrenebilirdik.Onlar bizden milyonlarca yıl evel buradaydılar, bizden daha fazla bilgeye sahipler. Mühendislikten tutunda tıbbi ilimlere kadar bizden çok daha ilerdeler. Ne yazık ki biz bunun dışını hep tercih edip yaşamaya çalışıyoruz ve batıyoruz. İnsanlığın böyle bir süreçle 1000 senelik ömrü bile olduğunu düşünmüyorum, eğer bu şekilde hunharca, umursamadan yaşamlarımıza devam edersek.

Youtube kanalımı abone olup takip edebilirsiniz, gerek sualtı ve Scuba dalışı hakkındada videolarımı takip edebilirsiniz

Youtube: https://www.youtube.com/channel/UC6JbQlZ9tjIchIop-kGEUqw

İnstagram: peter_salvatore

Web Site: www.psalvatore.com

Bir sonraki yazıma kadar şimdilik hoşçakalın.

Peter Salvatore.

Ana Sayfa