Milliyet Blog Yazılarım

Bröve Savaşları

Merhabalar !!! Umuyorum güzel bir hafta ve dilediğiniz gibi istekleriniz gerçekleşiyordur. Bugünkü konu, ülkemizde bu denli dalış sertikasyonlarının hangi sistemden olursa olsun peynir ekmek gibi kesilmesi olacaktır. Bazılarınızın belki hoşuna gidecek yada gitmeyecek ama, ben kişisel öngörülerimi düşünmekte özgür olduğumdan , özellikle bu işede yeni başlayacak arkadaşlarında azda olsa belki bakış açılarında bir dikkat oluştururum diye ümit etmekteyim. Öncelikle bu işe başlayacak olan arkadaşların bröve ( dalış sertikaları ) kaygılarını bir kenara bırakmalarını söylemekle başlayabilirim. Sertifikasyon , bana göre düşünmeniz kafa yormanız gereken en son şey olmalı. Öncelikli bir balık adam adayı olarak, kendinize objektif olarak neden dalmak istediğinizi sormalısınız.. • Merak mı ? • Keşfetme duygusu mu ? • Sosyal çevre oluşturmak mı ? • CV nize ben her aktiviteyi yaparım yazın dalarım, kışın dağcılık yaparım ben daha yaşlanmadım, her şeyi yaparım egosu ile mi etrafa kendinizi ıspatlamaktan dolayımı balık adam olmayı seçmeniz ? • Sualtı faunasını tanımak mı ? Gibi daha bir çok madde eklenebilir. İlk başlarda neden olduğunu bilemeyebilirsiniz. Kararınızı verdikten sonra, bir dalış merkezine ulaşıp görüşmeye gidersiniz. İşte burdaki ilk temas sizin bu işi o an ya bırakmanıza yada bir ömür yapmanıza sebep olabilir. Ticari kaygılardan ötürü, dalış merkezi “gel gel hallederiz” bu iş çok basit hızlandırılmış bir teori hatta bazı teoriler ayak üstüde anlatılmakta ve geçiştirillerek anlatılabilinmektedir, yada hiç yapılmamaktadır. Burada ben sadece dalış merkezlerini değil ( İŞİNİ İYİ YAPANLAR DIŞINDA ) dalıcı adaylarınında suçu olduğunu düşünmekteyim. Lütfen okuyun ve araştırın, yine hatalar yapabilirsiniz ama hazırlıksız gitmekten ve hiç bir malümatınız olmamaktan daha kötü olamaz. Bilgiye ulaşmak çok kolay, İnternette bir çok bilgiyi bulabilirsiniz. Ufak bir araştırma ve basit bilgilerle, dalış merkezinin eğitmenleri ile iletişim kurmak sizin açınızdan daha avantajlı olacaktır. Ondan sonra sorularınızı yöneltin ve aldığınız cevaplar doğrultusunda hareket edin. İşin hep sonu “sen kafanı yorma hallederiz sen gel dalış işi kolay kafanda büyütme” gibi yaklaşımlarla size yaklaşılırsa, şahsi fikrim o merkezden eğitim almayın. Yada size biz şu sertifikasyonu veriyoruz bak şu Dünyanın heryerinde geçer saçmalıklarıyla sizi kene gibi emmeye çalılşanlardanda uzak durun. Devamını Oku...

Varoluş

Herkese merhabalar.. Bugün birçoğumuza belkide ilginç gelecek bir konu hakkında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Bu konu Varoluş sebebimiz ? Neden bu gezegendeyiz ? Bir misyonumuz bir amacımız sizce varmı ? Yoksa bu mavi küreyi tamamen yiyip bitirmek için mi yollandık ? Açıkçası uzun zamandır sorguladiğım gerek kendi özel yaşamımda olsun, yada sokağa çıkıp bir noktadan bir noktaya giderken insanları gözlemleyerek düşündüğüm bir konudur bu. Peki biz kimiz ve nereye doğru gidiyoruz ? Bunun için aslında ilk bakteri formasyonuna kadar geri dönmek lazım diye düşünüyorum, ama dönmeden önce kendi teorimi paylaşmak istiyorum. Bilindiği üzere Dünya, mevcut şuanki halinde olmadan önce bir asteroid yağmuruna yani göktaşlarının saldırısına uğramaktaydı. Uzayın derinliklerinden yada başka ışık yıllarından bizim güneş sistemimizin yörüngesine göktaşları ile ordanda mevcut şuanki Dünya gezeginimize göktaşları ile düşmüş olabiliriz. Çünkü ilk suyun bile bu şekilde Dünyaya taşındığı düşünülmekte. Bilindiği gibi kuyruklu yıldızlar su ve buz kütleleri taşımaktalar. Eğer bu yaşamsal genler 4 milyardır uzayın bir noktasından bir noktasına taşındıysa, acaba kanser olma olasılığımız daha doğrusu hekimler tarafından söylenen “Herkes kanser hücreleriyle doğar ve vücütlarında bu hücreleri barınındır “ lafı burdan geliyor olabilirmi ? Çünkü bu zamana kadar hücrelerimiz yada ileride hücre formasyonuna dönüşecek genlerin uzay boşluğundaki salınımında baya bir radyasyona maruz kalmış olabilir diye düşünmekteyim. Bu yüzdende kanser diye bır hastalığın zaman içinde hortlamış olması olası olabilir. Yeryüzünde hic bir canlı bizim gibi kontrolsüz ürememekte. Kendi egolarımızı zevklerimizi yaşayacağız diye üreyip duruyoruz. Peki bu üreme iyi bir şeymi ? Devamını Oku...

Yaşam ve İletişim

Herkese tekrar merhabalar!!!

Uzun zamandır düşündüğüm, sorguladığım insanoğlunun yaşam ve iletişim sorunun giderek yükseldiğini gözlemlemekteyim. İnsanların tahammül sınırlarının kalmadığı en ufak bir yan bakışta bile anlamsız, yeri gelince üzücü noktalara kadar yaşamın ve iletişimin gittiğini görmekteyim. Iyide ne oldu da bu durum bu hale geldi ?

En basit örnek, televizyonlardaki akşam programları bile aslında toplumun ne kadar depresif, kaygıda olduğunu göstermektedir. İçi boşaltmış, bir dönemin evlilik programlarının, halkı bir kimyasal ilaç gibi uyuttuğu, zamanını çaldığı, sadece bir reyting uğruna insanların fütursuzca insanların birbirini yediği programların yer alması vardığımız noktayı bizlere çok açık ve net bir şekilde göstermektedir. Yeni gelen neslin bu tarz yapıtlarla büyümesi, belgesellerin neredeyse yok edildiği yada değerinin olmadığı bir çağda olmamız ne acı. Aslında çağ dememek lazım, çünkü ileri modern ülkelerde halen eğitime ve bu tür bilgi içerikli programlara yer verilmektedir. Ülkemizde son 10 yıldır bu tür programlar neredeyse yok gibi. Gösterilmek ve anlatılmak istenen yaşamın her daim zengin ve ulaşılması doğru yaşamın dizilerde seyrettiğiniz doğrultuda olduğu ve yeni nesillerede aşılanan durum bu yönde olup kişinin bu normlara göre donatılması ve bilginin önemsizliğidir. Yani kolay hayat, çabuk para, zengin dejenere bir yaşam, ama içi boş yalan mutluluklar ve senaryonun sonunuda söylememe gerek yok zaten.... Peki bu yaşam yada bu bakış açısı bizi ne kadar mutlu edebilecek. İletişim çağının en yüksek teknolojilerine sahip olsakta, bir o kadar yalnız değilmiyiz ? İnsanlar artık iletişimlerini gerek sosyal medya olsun yada elimizdeki o meşhur oyuncaklarla yapmaktayız. Bir zamanlar insanlar hal hatır sormak için arar dururken, şimdilerle hal hatırı akıllı telefonlarda kullandığımız aplikasyonlar üzerinden yapmaktayız ve bu bizi mutlu etmekte yada öyle olduğumuzu sanıyoruz. Dört genç yada bireylerden oluşmuş bir topluluğun bir kafeye gittiklerinde oturup sohbet edip günün stresini yada paylaşacakları ne varsa onları paylaşacaklarına neredeyse ellerindeki telefonlardaki sosyal medya aplikasyonları ile iletişim kurmaktalar. Bu yıllar içinde, insanların konuşma ve anlama yeteneğinide yok etmektedir. Devamını oku...

Kuru Elbise ve Özellikleri

Herkese Merhabalar!!!.
Ülkemizin üç tarafı denizlele çevrili olmasına karşın dört mevsim yaşama olanağımız olmaktadır. Özellikle kışın gelmesiylede yüzey sularının yavaş yavaş soğumaya başlaması ve derin suların ısınmasıyla dalış yapanlar için ayrı bir keyif ve sualtı canlılığına tanık olunabilmektedir. Çün kışın bütün irili ufaklı bir çok canlı derine gider. Bunun en önemli sebeplerinden biri derin suların ısınması ve buna istinaden gerek üremek ve yumurtlamak amacıyla canlılar derine gitmektedir. Biz dalıcılar isede, özellikle kışın dalış yapacak dalıcı adaylarının ısı izolasyounu için belli başlı elbise türlerini kullanmalıdırlar. Genel dalış elbiselerine bakıcaksak...
• Islak Ebiseler
• Yarı Kuru Elbiseler
• Kuru Elbiseler
Islak Elbiseler adındanda anlaşıldığı gibi değişik kalınlıkları ve şekilde olmaktadır. Örneğin 3mm 5mm gibi, yada şorti yada tam uzun kıyafet gibi sınıflandırabiliriz. Bunlar daha çok ılıman sıcak sularda giyilebilen elbise belli bir su alarak vucut ısınızla .içinizde kuruyan elbise türleridir. Yarı Kurular ise kalınlığı daha kalın olup, 6.5mm yada 7mm gibi. Sizi soğuktan ıslak elbiseye göre çok daha iyi koruyan izolasyonu daha yüksek elbise türüdür. Bu elbiseler ıslak elbise kadar su almazlar, dalış bitip yüzeye çıktığınızda elbiseyi üzerinizden sıyırdığınızda nemli hatta bazen elbise kalitesine göre kuru bile çıkma ihtimaliniz olabilmektedir. Özellikle üşüme eşiğinize göre, yazın Ege suyu, derinler serin soğuk olmaktadır. Yarı Kuru elbiseler burada iyi iş görnektedir. Marka ve şekil ile ilgili burda bilgi vermeyeceğim, sormak istersenizde özelden sorabilirsiniz herzaman sorabilirsiniz. Yarı kuru bir çok dalışınızı kış gelene kadar karşılayacağını düşünüyorum. Devamını Oku...

İçimizdeki Telefon Virüsü

Tekrar Merhabalar !!!
Bugün, belkide bir çok insan için önemsiz, güncel dışı bir konu olabileceğini düşündüğü ama, benim için biraz rahatsız edici bir konuyu sizlerle paylaşmaya çalışıcam. Bunun adı İÇİMİZDEKİ TELEFON VİRÜSÜ.

Peki, nedir bu ? Son yıllarda bizi saran bu görgüsüzce ve bilinçsizce kullandığımız teknoloji çöplüğü.. bunların en başında çorap değiştirir ( belkide bu kadar sık çorap değiştirmeyenlerde vardır ) gibi telefon değiştirmek. İyide neden?

Mevcut telefonumuz yada son model çıkan modelle konuşurken, sesi 10 boyutlu yada hologramik bir görüntüylemi iletiyor karşıya. Temel yapılan iş aynı değilmi ? .. Alo Alo... Bunu, ilk çıkan şimdinin tabiriyle en eski, en demode model de bile, yapılan eylem aynıydı. Şimdi ne değişti peki ? Hiçbirşey... Değişen, bizler daha görgüsüzleştik ve büyük devleride zengin etmeye devam ediyoruz, başkada bir şey yaptığımız yok. Sakın yanlış anlamayın ben Amstrad, Sinclair yıllarından gelmiş, Commodore 64 lerde kafa ayarları ile uğraşmış ve günümüz teknolojisine kadar gelmiş biriyim. Yaşı elveren zaten bu anlatığım teknolojileri çok iyi bilir.Toplumumuzun en büyük sıkıntılarından biri, bilinçsiz teknoloji tüketimi, incelemeden, bilmeden,okumadan,araştırmadan alınan ürünlerdir. Kulaktan dolma laflarla, onu al, şunu al, bak bu en iyisi diye gidip insanlar telefon alıyor. Peki ne yapıyorsunuz? İnterneti kulanıyor kulanmıyorsunuz, o da ağırlıkta Facebook ve İnstagram ve onun dışındada ALO diyorsunuz, başka hiç bir özelliğini kulanmıyorsunuz, çünkü bilmiyorsunuz. Diyecekseniz bilmemmi gerekiyor? bence bilinçli kullanıcı, telefonun şekline şemaline bakmadan evvel, araştırmasını yapar ve amacı doğrultusunda seçimini yapmalıdır diye düşünüyorum. Devamını Oku...

Birini İşe Almak

Herkese tekrar merhabalar...
Bugün, sizlerle uzun zamandır gözlemlerim doğrultusunda, hem bana komik gelen daha doğrusu anlam bütünlüğünü kaybetmiş bir konu hakkında sizlerle düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Özellikle kurumsal şirketlerin ve olmayanlarında birini işe alırken izledikleri prosedürler...
Daha evelki eğitimle ilgili konulu yazımdada bahsettiğim gibi, yapısal kültürel yaklaşımlardan ötürü, çocuklarımızı büyütürken daha baştan onlara meslek sahibi yapmak yerine oğlum,kızım bak çok çalış notların yüksek olsun doktor, avukat vb.. ol ki çok para kazanasın diye yıllarca o taze beyninlere bunu kazır dururlar, sonuç genelde de tam tersi olur.

Okul yaşantınız öyle yada böyle bittikten sonra, o meşhur CV lerimizi İnternetteki bir çok firmaya bombardıman gibi yollarız. Seçim yapmadan ne olursa olsun yollar dururuz.
devamını oku...

Biz Kimiz

 Merhabalar…
Bugün, uzun zamandır hep sorguladığım,kendime hep sorduğum bir konu hakkında düşüncelerimi paylaşmaya çalışacağım.
Biz Kimiz ? Neden bu Dünyadayız ? Misyonumuz, amacımız nedir ?
Aslında bu sorular,hep kendime sorduğum sorular. Sabahın köründe kalkıp basmakalıp bir işi yapmak ve günün sonunda tekrar eve gelmek mi insanoğlunun misyonu ? Yada ilk insandan bu yana evrimleşe evrimleşe savaşarak menfaatleri doğrultusunda en güçlü olmakmı esas misyonumuz ?
Ben genelde insanoğlunun hareketlerini, karakteristik özelliklerini hayvanlarla kıyaslarım.
Neden derseniz ?
devamını oku...

Cep Telefonuna Tutsak Hayatlar

Merhabalar!!!

Umuyorum keyifli,huzurlu bir hafta geçiriyorsunuzdur. Bugün, uzun zamandır gözlemlediğim ve neredeyse, günlük konuşma dilimizi konuşarak değilde yazarak ifade etmeyi, ve elimizden hiç düşürmediğimiz cep telefonları hakkında düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Düşünün, bundan 15 yıl evel, bir arkadaşınız,eşiniz yada sevgilinizle buluşmak istediğinizde ortak bir yer belirleyip,kararlaştırılmış saate randevulaşılırdı. Şimdi daha randevu yerine gelene kadar, emzik gibi elimizden düşüremediğimiz telefonu, sosyal platformdaki mesajlaşma programlarıyla karşımızdakini durmadan taciz etmekten vazgeçmiyoruz.

Nerdesinnn ?

Nerde Kaldın ?

gibi gibi Oysa bu hastalıklı bağımlılık nedendir ? devamını oku...

Dalış Eğitimindeki Sorunlar

Yoğun bir hafta sonrası herkese tekrar merhabalar.

Bugün, banada biraz rahatsızlık veren Dalış Sektörü ve eğitimler hakkında düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Öncelikle dalış sporu dediğimiz ki bana göre spor olmayan, bir keşif ve bilinmiyen bir dünya olarak gördüğüm dalışı herkesin yapabileceği ( eğer kalıtımsal sorunlar yada rahatsızlıkları yoksa kişinin), ama herkesin yapmaması gerektiğini düşünenlerdenim.

Neden derseniz?

Çünkü, dalış disiplin üstüne kurulan bir aktivitedir ve uzun soluklu bir uğraştır. Burda, hedefleriniz doğrultusunda bu hedefler zorlayıcıda olabilir,olmayabilirde. Disiplin dediğimiz şey aslında küçüklükten gelen, belli farkındalıkları oturmuş insanlarda daha önplana çıkmaktadır. Doğa aktiviteleriyle uğraşacaksanızda bu disiplinin olması ve buna uyulması gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzdende Dalış aktivitesi belli bir disiplin üstüne oturturulmalıdır. Burada sadece dalış değil, denizin dilindende anlamanız gerekir,rüzgarları bilmeniz gerekir. Deniz size anlatır, konuşur eğer siz bunu anlayabiliyorsanız. Aksi takdirde kendinizi riskli bir çıkmazın içinde bulabilirsiniz. Denizci sonradan olunmaz, ya öyle doğarsınız ve küçüklükten onunla beraber harmanlanarak büyürsünüz yada olmaz, bu işlerin pek ortası yok. Sektöre gelince, üzülerek söylüyorum içler acısı bir durum var. Burda çok iyi eğitim veren, hakkını veren eğitmenler ve kurumlar var ama yetersiz. Ben burda sistemleri, yok onun şu üstünlüğü var yok bu şundan şöyle demiyeceğim, çünkü hepsi belli bir ticari oluşum ve beklenti üstüne kuruludur. Burdaki ilk soru siz bu çemberin neresinde olmak istemeniz. Devamını oku...

Dalış ve İnsan Psikolojisi

Herkese merhabalar.

Umuyorum keyifli, huzurlu bir hafa geçmektedir. Geçen haftadanda belirtmiş olduğum gibi, yavaş yavaş dalış konuları hakkındaki bilgi, birikim ve tecrübelerimi paylaşmaya çalışacağım. Bugün sizlere, dalışın insan psikolojisini nasıl etkilediğini, artıları ve eksileriyle anlatmaya çalışacağım.

Bilindiği üzere, insan bedenin yüzde %65-70 i sudur. Her ne kadar suya adapte olabilen canlılarda olsak, su ortamı aslında bizim için bir misafirhanedir. Balıkadam olarak, asla orda misafir olduğunuzu ve oranın dinamiklerine, fizik ve matematiğine göre hareket etmemiz gerektiğini unutmamalıyız. Peki, dalış yapmak bize ne gibi artıları yada insan psikolojisinde, ne gibi etkileri olabilir?

Şahsen dalış yapmak, denizlerin,okyanusların,göllerin... sadece tatlı yada tuzlu su birikintilerinden oluşmadığını bizlere öğretir. Orada bir ekosistemin döndüğünü, bu doğrultuda yaşadığımız kara hayatından daha düzenli bir şekilde, bu döngünün hareket halinde olduğunu görürüz. Tabi bunu fark etmek zaman almaktadır. Ancak ve ancak kendinizi, ruh halinizi oraya entegre etmeye başladığınızda daha net bir şekilde ruhunuzda hisseder ve sorgulamaya başlarsınız. Yüzeye döndüğünüzde bu iki dünyayı, kendi yaşam dünyanızla karşılaştırmaya başlarsınız. Psikolojik olarak, sualtı her ne kadar bir çok insan için ürkütücü,klostrofobik bir alan olarak tahmin edilsede, aslında zihnin medite olduğu ve kendi kendinizle tek başınıza kaldığınız yerdir. Ekosisteme, uyumlu ve saygılı olduğunuz sürece orda size, sizden başka kimse zarar vermez. O derin mavi dünya, size bambaşka bir boyut katar. Bütün sivrilikleriniz, git gide yumuşamaya, kırılmaya,hayata bakışınız, insanlara bakışınız, iş dünyasındaki, o anlamsız zavallıca yapılan entrikalar size saçma sapan gelmeye başlar. Devamını oku...

Dalış ve Kaliteli Yaşam

Bugün, yeni bir konu ile sizlere düşünce ve duygularımı aktarmaya çalışacağım.

Günlük yaşantımıza baktığımız zaman, birçoğumuz yaşantımızın çoğunu dört duvar arasında, kapitalist sistemin pençesinde yaşıyarak yok etmekteyiz. Düşünün ki ,insanların kaçta kaçı sevdiği, istediği meslekten para kazanabilmekte ?

Yada, iş hayatı haricinde kendine zaman ayırabilmekte?
Aslında çoğumuz, farkındalıktan uzak, neyin nasıl işlediğinden bile bir haber yaşayıp durmaktayız. Çünkü, bize dayatılan hep şudur “Çok kazan ve çok tüket, merhamet etme, kazanmak için her yolu dene “ tarzı yaşamlar, günden güne bizim hayatlarımızı yok ettiğini gözlemlemekteyim.
Peki bundan kurtulmak için ne yapmamız lazım ? Devamını oku...

Dalışın Altın Kuralları

Tekrar Merhabalar.

Umuyorum herkes çok iyi bir hafta geçiriyordur. Hayatımızın en önceliği sağlık olmalıdır. Gerek ruh ve beden sağlığı olmadan hiç bir şey olamıyor.

Bugün yavaş yavaş dalış konusuna ve dalışın vazgeçilmez bazı kuralları hakkında bilgilerimi, düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya çalışıcam. Kısaca bu kurallardan bahsedicek olursam.

• ASLA YALNIZ DALMA

Asla yalnız dalma kuralı aslında dalışın ciddi ve dikkate alınması gereken kurallarından biridir, neden derseniz ?

Dalış ekipman bazlı bir aktivitedir, ve ne kadar özenli olursanız olun her şeyin bir yıpranma payı olduğundan dipte oluşabilecek bir ekipman sorununda eğer yanınızda biri yok ise sıkıntı yaşıyabilirsiniz. Buddy sistemi olarakta bilinen, yanınızda bir dalış eşi mutlaka olmalı ve dalış eşlerinin gerek seviyesi ve yapacakları dalış türüde önemlidir. Yani seviyeler birbirine yakın olmalıdır ki, oluşabilecek bir sorunda iki kişiden biri sorunu anlıyıp, kavrayıp ona göre çözüm üretebilsin. Solo dalışı dediğimiz dalış türleride vardır, ama bunların eğitimi ve tecrübesi farklıdır ve farklı bir disiplin gerektirir. Bu yüzden bir buddy sistemi ile dalmak daha güvenlidir. Bir diğer önemli husus ise buddylerin birbirinden çok uzaklaşmaması. Kural bir kol mesafesi uzunluğudur, ama buna uyan çok yoktur. Hele hele fotoğraf yada video çekiyorsanız, bu iyicene ihlal olmaktadır. Bu yüzden eğer video yada fotoğraf çekiyorsanız, yanınıza alacağınız dalış eşi ne video nede fotoğraf çekiyor olsun, böylelikle size göre daha iyi konumunu ayarlıyacaktır ve sizide kontrol etmesi açısından daha güvenli olucaktır.



• NEFES TUTMA
İkinci önemli kurallardan biri ise dalış esnasında nefes tutmamak. Bazı dalıcı arkadaşlar gerek egolarından mı artık bilemiyorum, yüzeye çıktıklarında, diğer dalıcı arkadaşlarından çok havaları olsun diye nefes tutarlar, bunuda marifetmiş gibi anlatırlar. Peki ne olur nefes tutuğunuzda ?

Öncelikle yaşadığımız alan 1 ATM yada atmosfer basıncı olarak kabul edilir. Yani 1 atm=1,013 bardır. Bu doğrultuda tüpümüzün içinde %21 o2 ve %79 oranında Azot,Nitrojen bulunur. Biz bunu bulunduğumuz ortam basıncında soluruz. Örnegin 10 metreye dalan biri, 10 m= 2 atm olucağından soluduğumuz gazlar çarpı iki olucaktır. Buda ciğer kapasitemize giren havanın derinlik arttıkça yükseldiğini göstermektedir. Bu hava alveollerde hava keseciklerinde sıkışır. Dibi terketmeye başladığımızda vücütta birikmiş olan fazla azot ve diğer gazlarında atılımı başlar. Eğer biz nefes tutarak yükselirsek,alveorlerde sıkışan hava, ortam basıncın düşmesiyle genleşmeye geçecektir ve Akciğer barotravması geçirerek, ciddi rahatsızlanmalara, sakatlıklara, hatta ölüme kadar gidebilecek durumlarla karşılaşılınabilir. Bu yüzden nefes tutmayın ve her daim nefes kontrolünüzü su üstüne gelene kadar kaybetmeyin.

• DEKOMPRESYON LİMİTLERİ İÇİNDE KALMAK

Dekompresyon hastalığı halk adıylada bilinen VURGUN hastalığının adıdır. Bu hastalık yüksek basınç altında oluşan bir hastalıktır. Vücüdumuzda birikmiş olan Nitrojen (Azot) vücüttan atılması gerektiği sürede atılamassa, dalıcı Dekompresyon hastalığına yakalanır. Yani, dipte bulunduğumuz derinliğe göre ve geçirdiğimiz süre zarfında, dokularımız Azotla dolar, bu gaz halden sıvı hale dönüşür. Dalgıç dibi terketmeye başladığında vücüttan yavaş yavaş azot atılımı başlar. Eğer dalgıç, çıkması gerektiği hızdan daha hızlı çıkarsa, vücüdunda birikmiş olan Azot, kabarcık hale gelicek ve birikmiş olduğu bölgeyi hasara uğratıcaktır. Genelde Azot, yağlı dokularda çözülür, yani yağı sever. Bu hastalığa yakalanmamak için, daha doğrusu riskleri azaltmak için, dalış öncesi ve sonrası sigra, alkol,gazlı içecekler, kafein tüketmemek, bol bol su içmek gerekmektedir. Düzgün uyumak ve spor yapmak. Cıkış hızlarına uymak ve emniyet beklemesini atlamamak. Dekompresyon halen bir teori olarak bilimde yer bulmaktadır. Bu yüzden dikkate alınması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Devamını oku...

Dalışta Tecrübenin Önemi

Herkese merhabalar!!!

Nasıl gidiyor hayat ?

İstediğiniz gibi herşey yolundamı ? Hayır seslerini duyar gibiyim, zaten insan ne zaman mutluki. Hep bir hoşnutsuzluğu var malesef. Ne ise esas konumuza geri dönelim. Bugün, genel olarak tecrübenin gerek dalışta olsun, gerekse hayatımızda olsun, önemini anlatmaya çalışacağım. Sizce tecrübe nedir ? Genetik, doğuştan kodlarımıza yazılmış bir şey mi ? yoksa sonradan öğrenilebilen, gözlem doğrultusunda gelişebilen bir şey mi ? Bana göre her ikiside. Genetik olarak kodlarımızda zaten yazılı olan bir çok kod ve bilgi var. Bunu ben mevcut kullandığımız bilgisayarlardaki işletim sistemlerine benzetmekteyim. Biz, bu kodlarımızda saklı verileri ortaya çıkarmasını öğreniyor ve bunu zaman içinde tecrübe doğrultusunda geliştiriyoruz. Bu yüzden, herşeyde olduğu gibi tecrübe insan hayatında çok önemli bir yer teşkil etmekte. Tecrübe, aynı zamanda yapmış olduğunuz hatalardan da çıkaracağınız dersler doğrultusunda ilerliyen birşeydir. Burda önemli olan aynı hatayı tekrarlamamak. Aslında buna hatada dememek lazım belkide. Sadece, yaptığınız her neyse beklenenin dışında bir cevap aldıysanız,alıyorsanız ve bu size zarar vermiş ise o zaman sorunu daha analitik ele alıp bir daha tekrarlamamak sizin, konuyla ilgili birikiminizi ve tecrübenizide artırıcaktır. Dalışta da tecrübenin önemi büyüktür. Devamını oku...

Dalıştan Önce Yapılması Gerkenler

Tekrar merhabalarrrr.....

Bu yazımda sizlere dalış öncesi yapılması gerekenler hakkında naçizane fikirlerimi paylaşmaya çalışacam.

Öncelikle, seyahat edeceğiniz bölgeye göre, ister arabayla gidin yada uçakla, dalış öncesi çok iyi dinlenin. Tabiki arabayla seyahat daha yorucu olucağından daha dikkatli ve özenli olmakta yarar var. Gidilecek bölgeye, bir gün öncesi, akşam yemeklerini çok yağlı ve ağır bir şekilde yememekte yarar vardır. Ağır ve yağlı gıdalar, hem midenizi yorucaktır, hemde bedeninizde yağ olarak depolanıcaktır ki, dalış esnasında vücüdunuzda birikicek azotun daha fazla artması ve atılması daha güç olucaktır. Çünkü fazla yağlı bedenler, daha fazla azot emilimi ve tutulması demektir. Tüketilen fazla alkol sizi susuz bırakacağından, buda dalış esnasında istenilen bir şey değildir. Tam tersi bol su tüketilmelidir. Bu kan akışını daha aktif ve akıcı hale getireceğinden, vücüdunuzdan azot atılımınızda daha hızlı ve efektif olucaktır. Gazlı içiceklerden uzak durmaya özen gösterin. Sebebi midede şişkinlik ve asidik etkisi yüksek olucağından, nitrojenle yan etkisi olup, dipte gaz sıkışmaları ve geğirmelere, ağızda kötü bir tat olmasına sebep olucaktır. Baştada yazmış olduğum gibi, iyi dinlenmek, kaliteli bir uykuyla güne başlamak dalış için önemli bir kıstastır.Ne kadar bedeninize, fizik fizyolojinize özen gösterirseniz, o kadar bu işi uzun vadeli yaparsınız. Gidiceğiniz bir çok dalış bölgesinde, dalış öncesi yada sonrası içki içildiğini görebilirsiniz. Bunlara kulak asmayın. Size “ne olucakki, bir şey olmuyor” gibi cahilce sözlerle yaklaşan her kim olursa olsun, kulak asmayın. En önemli birincil kural, kişisel güvenliğiniz ve sonrasındada hedefleriniz doğrultusunda yaptıklarınız olmalıdır. Dalış öncesi ve sonrası SİGARA İÇMEYİN. Özellikle derin dalışlardan sonra bu dahada tehlikeli bir hal alabilir. Damar içi kan akışını, vücüdun oksijen taşıma kapasiteniz ne kadar yüksekse, o kadar sizin avantajınızadır. Bu, yaptığınız dalışlarında daha güvenli ve rahat geçmesini sağlayacaktır. Oksijen kapasitesini artırmanın en güzel yolları, spor yapmak, kardiyovasküler antremanlar yapmak, meditasyon yoga yapmaktan geçer. Buda dalış hayatınıza artı bir katkı sağlayacaktır. Devamını oku...

Derin Dalışta Dikkat Edilmesi Gerekenler

Herkese tekrar merhabalar.

Bugün sizlerle dalışın, önemli dalış türlerinden olan derin dalış hakkında dikkat edilmesi gereken noktaları anlatmaya çalışacağım. Bu noktaları maddeler halinde sıralamak daha anlamlı olacaktır düşüncesindeyim.

• Derin Dalış Öncesi yapılması gerekenler:

Öncelikle her daim videolarımda da söylediğim üzere, dalış plan üzerine yapılan bir aktivitedir. Yani dalışını planla ve plana göre dal, plandan şaşma. Peki kısaca nedir bu plan dediğimiz şey ?

Gidilecek dalış bölgesinden başlayarak, bölge hakkında bilgi, ne tür canlılar görülebileceği, dip yapısı ve derinlikler hakkında bilgi, genel su yapısı, yani akıntısı bol olan bir yer mi yok zaman zaman mı akıntı oluşmaktadır ? dalınacak grup kimlerdir ve tecrübeleri nedir ? Maalesef ülkemizde çoğu derin dalış mantığı, 42 metre , hatta bazen 42 bile değil. Balık adamı indirip iki işlem yaptırdıktan sonra, dalıcıya derin dalış uzmanı denmesi... bu açıkçası çok yanlış bir yaklaşım olmakla beraber, hemde bu işi öğrencinin hafife alarak bakmasına sebep olmaktadır. Derin dalış kendi içinde riskleri olan ama bu risklerin artması yada azalması yine balık adamın elinde olan bir durumdur. Bu da balık adamın tecrübesi doğrultusunda ilerleyen bir durumdur. Yani bir kaç işlem yapmak, yada sportif için konuşacaksam 42 metreye eğitmen eşliğinde indirip çıkarmak kişiyi derin dalış uzmanı yapmaz. Başarılı dahi olsa, sertifikasını kestikten sonra eğitmenin, öğrencisine durumunu enine boyuna anlatmalıdır. Devamını oku...

Doğa ve İnsan Uyumu

Herkese tekrar merhabalar…

Bugün sizlere doğa ve insan ilişkisi hakkında görüşlerimi ve insan ırkının bu noktada bana göre nerede olduğunu anlatmaya çalışacağım. 4.5 Milyar yaşındaki gezegenimizde, insan ırkı bilinen piramidin en son ve en üst noktasındadır ki , ben aynı zamanda da yok edici ve bir kemirgenden bile hızlı tüketip yok eden bir canlı türü olduğumuzu düşünüyorum.

Peki ,ama eden böyleyiz? İlk insan böyle miydi? Açıkçası öyle olduğunu düşünmüyorum. Tamamen doğanın içinde entegre olmuş, doğanın sunmuş olduğu bütün nimetleri kulanarak yaşamayı öğrenmeye çalışan ve zaman içinde alet geliştiren %97 Şempanze geni taşıyan ve evrim süreci bu doğrultuda evrilmiş ve evrilmeye devam eden bir tür olarak dünyaya tohumlarımız atılmış. İlk canlı bakteri olmakla beraber hayatın ve evrilmenin suda başladığı, daha sonraları sudan karaya ya da karadan suya veya iki türlüde yaşam döngüsünün başladığını görmekteyiz. Bugün uzaya yaptığımız büyük harcamaları denizlerimize ve dünya sularına yapmış olsaydık daha çok şey keşfetmiş olacaktık. Dünya sularının %90 ‘ı halen gizemini korumaktadır. Ortaya çıkmamış keşfedilmemiş bir sürü tür olduğunu bilmekteyiz. Bu canlılar daha çok bathypelagic yani ,1000 – 4000 mt. arası ve 4000 mt. den daha derin olan abyss alpelagic seviyelerde yaşamaktadırlar. Düşünün ki , insan oğlunun yaşama olasılığı ihtimalinin bile olmadığı bu derinliklerde bir ekosistem dönmektedir. Bu döngü belli bir hiyerarşi şeklindedir. Birçok denizaltı canlısı dünyamızın ilk zamanlarından beri gözle görülür köklü bir evrim geçirmemiştir. Bahse konu seviyelerde gün ışığı olmadığından her canlı karanlığa uyum sağlamak ve ona göre de bir savunma geliştirmek zorundadır. Birçok canlının kendi biolimünans ışığını yaydığını gerek savunma, gerek saldırı gerekse duygusal üreme için kullandıklarını gözlemlemekteyiz. Bu denli müthiş bir döngünün içinde insanın, egosu tavan yapmış, herseyin bizler için yaratıldığını ve evrene hükmedip , ulaşılabilen her canlıya itaat ettireceğini düşünerek yaşayacağını sanan ve yaşamaya devam eden bir tür olduğumuzu düşünüyorum. Devamını oku...

Doğal Afetler ve Sebepleri

Merhabalar!!!

Bugün sizlerle, günümüz konusu olan vede önemli bir konu bulduğum, dogal afetler ve sebepleri hakkında düşüncelerimi paylaşmaya çalışacağım.

Doğal afet dediğimiz, başta seller,depremler, volkanik ve tektonik faaliyetler kendi kendinemi olmakta ? yoksa, sizce onları bir şeyler tetiklemektemi ?

Aslında bana göre her ikisi, ama günümüz teknojisi ve koşullarında bu döngüyü bozan tek bir canlı varsa, oda maalesef ki insanoğlu. Bazen, insalar konuşurken kulak misafiri oluyorum ve diyorlarki “Biz ne yapıyoruz ki, ne yaptık ki ? ”

Ne yapmadık ki. Öncelikle, doğanın bütün dinamiklerini, prensiplerini hiçe sayarak hareket ediyoruz. Doğanın bize vermiş olduğu eşşiz nimetleri bir kenara koyup, sadece kendi egolarımızı ve düşüncelerimizi herşeyden üstün tutuyor gibi hareket etmek, bizi yavaş yavaş yok eden sebeplerden biri. İnsan türü olarak bu şekilde yaşamaya devam edersek, çok üzüleceğimizi ve canımızın çok yanacağını düşünüyorum. Herşeyin başında kültürel eğitim, farkındalık gelmesi gerektiğini ve çocuklarıda o şekilde, o bilinçle yetiştirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde zincirleme reaksiyon, onlarıda kısa sürede yok edicektir. Doğada yaşıyan, bizler sevsekte, beğensekte, beğenmesekte her canlının bir misyonu görevi, amacı vardır. Ama görevleri, bizler gibi yok etmek değildir. Onlara sunulmuş olan bu döngüyü tamamlamalarıdır. Çünkü, biri olmassa, diğerininde olamayacağı gibi. Küçük ama önemli bir örnek verirsem, Arılar olmasa bitkilerde olamazdı, aynı sekildede biz insanoğluda var olamazdı. Bu matematik-fizik o kadar güzel işliyor ki. Devamını Oku...

Dostluklar

Merhabalar!!!!

Hepinize güzel bir hafta dilerim. Son zamanlarda sık sık gözlemlediğim ve 21. Yüzyıl İnsanoğlunun kaybettiği dostluk kavramı hakkında düşücelerimi sizlere aktarmaya çalışacağım.

Dostluk sizce nedir ?

Sizce, işi düşünce arayan ve işini yaptıran kişilerin yakınlık göstermesi ve onları dost olarak kabul görmemiz mi ?
Yoksa, gerçekten dost gibi dost gördüğüne içten ve çıkar gütmeksizin yaşıyan kişilermi dosttur ?
Zaman içinde insanlar artık evrimin kötü sonucumu diyelim, yoksa teknolojinin ilerlemesimi diyelim, insanların dostluk, arkadaşlık duygularının yok olduğunu yapaylaştığını görmekteyim. Eski yıllarda dostluk,arkadaşlık kavramı daha derin daha anlamlıyken, şimdilerde ise isanlar konuşmak yerine bütün yaşamlarını sanal bir telefon aplikasyonu yada sosyal medya üstünden yaşamaları ve dostluklarını yaşamaya çalışmaları ne kadar yapay bir döngünün içinde olduğunu göstermektedir. Elbetteki teknoloji bazı noktalarda çok kolaylık, pratiklik sağlasada bunu ne dozda,şekilde kullanacağımıza karar vermemiz çok önemli olduğunu düşünüyorum. İnsanları mutsuz eden ve yanlızlığada iten bir durumken, bataklık gibi bu çukurun içinden çıkamamaktayız. Biz mi çıkamıyoruz yoksa Dünyanın genelimi böyle. Burada eğitim, kültürel gelişim ve farkındalık önemli bir oyuncu olarak karşımıza çıkmaktadır. Maalesef gelişmekte olan ülkelerde bu tür durumlar sancılı geçektedir. Bu durumlarda, insanların karakteristik özeliiklerinden başlıyaraktan, görünümüne kadar değiştirdiğini görmekteyim. Materyalist bir toplum yada kişilerin dost kavramı çok farklı olmaktadır. Bana göre hiç olmamaktadır. Kendisini ve etrafı o materyele sığdırmaya çalıştığı için, ancak ve ancak kendi gibilerini dost rolü altında kabullenmekte. O da,kendince çıkar istifadesi karşısından bitene kadar. Sonra değiş tonton misali ( aklıma birden TONTON ailesi çizgi filmi geldide, maalesef o masumane yıllar ve yapıtlar geride kaldı ) başka bir kimliğe bürünerekten yaşamaya çalşıyor. Bu durum bize normal gelmeye başlamış olduğu içinde, mutluluğu böyle olduğunu sanmaktayız. Düşünün, maskelerle gezen insanoğlu, iş hayatından özel yaşamına kadar dostluk etiketi altında sadece çıkar ilişkisi üstüne kurulan dostluk olarak tabir ettiği yalancı hayatlar içinde bir oyana, bir buyana savrulup durmakta. Devamını Oku...

İnsan Yaşam Mutluluk ve Para

Merhabalar…!

Bugün sizlere “Doğa ve İnsan “ yazımın devamı olarak kabul edilebilecek” İnsan, yaşam ve para” üçlemesi ile ilgili gözlem ve düşüncelerimi paylaşmaya çalışacağım. Öncelikle insan hayatında sizce para denen kağıt , değerli madenlerden oluşan güç ya da kavram olmalı mıydı? Olmazsa olmaz mıydı sizce?

Bana göre olmasaydı insanlar çok daha iyi , daha mutlu olurdu. Neden derseniz, şöyle bir etrafınıza bakın gerçekten mutlu kaç kişi gösterebilirsiniz? Bitmeyen istekler ve doyumsuzluk mevcut… Zalimlik, zorbalık, savaş, bütün bunların insanoğlunda toplandığını görmekteyiz. İyide neden böyleyiz yada neden böyle olduk ? Birinci ve en büyük sebeplerden biri, doğadan kendimizi soyutluyarak yaşamaya başlamiş olmamız ve zaman içinde de teknolojinin ilerlemesiyle iyice doğadan kopuk hale gelmemiz. Doğanın ve diğer bizim dışımızdaki bütün canlıların bize itaat etmesi düşüncesiyle doğayı katletmemiz. Bunun yapmış olduğumuz en büyük hatalardan biri olduğunu düşünmekteyim. Kendimizi doğadan uzaklaştırıp yaratmış olduğumuz yapay, suni bir dünyanın içine sıkıştırıp, herşeyin insanoğlu için yaratıldığını sanıp ve hırslarımızın esiri olup, hunharca kullanarak, her şeyi elde etmenin mutluluk getireceğini düşünerek ve bunu da bir sonraki nesile , çocuklarımıza bu şekilde aktararak mutluluğu yakalayacağımızı ve yaşatabileceğimizi sanıyoruz. Bunun insanoğlunun büyük yanılgılarından biri olduğunu düşünmekteyim. Gerek toplumsal normlarda ve gerekse çevresel faktörlerde çocuklarımızı bir birey olarak büyütemediğimizi gözlemlemekteyim. Çocukların kendi becerileri , yetenekleri ve kişisel gelişimleri , idealleri gözardı edilerek kendi isteklerimizi onlara dayatarak büyütmeyi tercih ediyoruz. Yani ; “aman kızım, oğlum, iyi bir okulu bitir, daha sonra bol maaşlı bir işe gir gibi…”. O çocuğun hayalinin ne olduğu kimin umurunda… Önemli olan BOL MAAŞ ! Hep ön plana çıkan MADDİYAT !

Sonra, mutsuz olmuş ya da sıkılmış ailenin umurunda bile olmamakta ve iş bulunup maddi koşullar sağlandıktan sonra hemen evlenip çoluk çocuğa kavuşmasını istemek. Peki sonra...?! Devamını Oku...

İnsanın İklim Üstündeki Etkileri

Merhabalar !!! Merhabalar !!!
Umuyorum hepiniz güzel ve istediğiniz doğrultuda bir hafta geçiriyorsunuzdur.
Bugün doğa ve insan ilişkilerinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğüm insanın iklim üstünde etkisi hakkındaki düşüncelerimi paylaşmaya çalışacam...
İnsan denilen tür, kendini öyle yukarda görüyorki, etrafına verdiği tahribatlardan bir haber olduğu gibi , bu faturanın ona nasıl kesileceğini de kestiremiyor. Çünkü gözünü para hırsı bürümüş. Aslında ne yaptığını da bilmeyen garip bir türüz. İnsanlığın ilk evrelerine bakacak olursak , avlanan ve bulunduğu ortama ayak uydurmaya çalışan, temel ihtiyaçları yerine getirmeye ( yeme, uyku ve üreme ) çalışan bir tür olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğayı bozmadan kullanmaya çalışan ve tecrübe doğrultusunda, hatalarda yaparak neyin ne olduğunu ögrenen bir türdü. Zaman içinde, evrim süreci doğrultusunda mevcut zamanımıza kadar insanoğlu bir çok evrimsel ve çevresel değişikliklerden de geçerek, günümüz formasyonunu aldı. Bana göre bundan sonra da büyük bir kırılma noktası yaşanacaktır.

Neden derseniz ?

Çünkü insanoğlunun en büyük hatası doğanın , evrendeki her şeyin kendi hizmetinde olduğunu , kendi için yaratıldığını düşünmesidir. Sanki biz ona değilde, o bize itaat edecekmiş gibi… Bu büyük yanılgıdan bir an önce kurtulmamız gerektiğini düşünüyorum. Eğer bunu yapmassak büyük felaketler ve sıkıntılarla karşı karşıya kalıcağımızdan şüphemiz bile olmasın. O zaman, ne o yaptığımız gökdelen evlerimiz, villarımız, garajlarımızdaki arabalar ne de bankadaki dolgun servetimiz bizi kurtarmaya yetmiyecektir. Etrafınıza şöyle bir bakın. Büyük şehirlerde, mimariden yoksun, kutu kutu binaların mantar gibi yükseldiğini görmekteyim. Peki bunları yapmak için neyi feda ediyoruz, tabiki ağaçları. Bu doğal oksijen kaynaklarını yok ettiğimizde ne olucak, atmosfere salınan fazla karbondioksit ve sera gazı, yağması gereken miktardaki buharlaşmış suyu çekemiyeceğinden, zaman içinde aşırı, zamansız ısınmalar ve soğumalar, kuraklıklar ve iklimlerdeki anomaliler olmaya ve büyük bir hızla artmaya devam edecektir. Mevsimsel döngülere baktığımız zaman bunların zamansız olduğunu görmekteyiz. Zamansız yağan yağışlar, soğuk coğrafyaların ısındığı, sıcak coğrafyaların soğuduğunu görmekteyiz. Devamını Oku...

Ana Sayfa