EGE ve DENİZ TİCARETİ ikinci bölüm

EGE ve DENİZ TİCARETİ İkinci Bölüm

Hindistan ve Greko-Romen dünyası arasındaki ticaret arttıkça, baharat, ipek ve diğer ticaret eşyaları Avrupa’nın ithal ettiği maddelerin en önemlisi haline gelmiştir. Roma döneminde yapılan ve tüm imparatorluğa yayılan karayolları hammadde kaynaklarından, liman şehirlerine mal akışını hızlandırmış ve M.Ö. II. yüzyılda Romalılar deniz ticaretinden faydalanarak ekonomilerini büyütme imkânı bulmuşlardır.

Roma ticaret gemileri Akdeniz’i bir ayda kat edebiliyorken, kara yoluna göre 1/60 oranında daha az masraflı olduğu için tercih edilmiştir. Ptolomeus Hanedanı zamanında Greko-Romen deniz ticareti Kızıldeniz üzerinden Hindistan’a kadar genişlemiştir. Mısır’ın Romalılar tarafından ele geçirilmesinin ardından ticaretin bu dönemde olağanüstü artışından bahsedilmektedir.

1400'lü yılların sonlarında Kristof Kolomb Portekiz sahillerinden bir gemi ile hep batıya giderek sonunda Hindistan'a ulaşacağına inanmıştır, yani altına, ipeğe, baharat ve zenginliğe… Kolomb, ilk seferinden altınla değil, birkaç tütün ve patates fidanı ile dönmüştür. 1492’de Avrupa’nın genç ve küçük ulusları, macera, savaş ve ölümü göze alarak, yerküreyi fethe girişmiş, bu dönemde üç yelkenli gemiler, alt ve üst güverteler gündeme gelmiştir.

Osmanlı'nın en parlak döneminde, Hint Okyanusu Kaptan-ı Deryası, Piri Reis(1470-1554) Ferman-ı Şahane ile Portekiz ticaret yolunu kesmek için Doğu yolundan, Hint Okyanusu Kaptan-ı Deryalığı'na tayin edilmiştir.(Dünya Haritası) Başlangıçta daha çok kürekle hareket eden gemiler yapan Osmanlı’da daha sonraları yelkenli gemilerin yapımına geçilmiştir. (Kadırga- Köke)

Eski çağlarda “Dünyanın merkezi” kabul edilen Akdeniz’in uzantısı olan Ege Denizi, 1538’de bir Osmanlı gölü haline Rodos’un fethi ile dönüşmüş, 1820 yılına kadar da devam etmiştir. 1462'de Midilli'nin ele geçirilişi sonucunda geride Anadolu'nun Ege kıyılarına yakın Sisam, Sakız ve şövalyelerin elindeki Rodos ve etraflarındaki adalar kalmıştır. Rodos 1522'de Kanuni Sultan Süleyman'ın Rodos kuşatması sonucunda etrafındaki adalarla birlikte Osmanlı himayesine girmiştir. 17. yüzyılın ilk yarısında İzmir’in deniz ticaretindeki önemi görülmeye başlanmıştır. Batı Anadolu’da üretilen meyve, halı, ham pamuk getirilmektedir. Bu yıllarda(1630) ticaret faaliyetleriyle kaynayan bu şehri sık sık İzmir’e gelen gezginlerden biri “Büyük çapta bir ticaret var. İpek, yün, tiftik, deri, pamuk, Doğu Akdeniz’in her yerinden her çeşit mal İzmir’e getiriliyor. İzmir’den başka tüccarların daha fazla kâr edebildiği bir kent yok!” şeklinde betimler. İzmir 17. ve 18. yüzyıllarda, ticaretin ve refahın çekim merkezi olması dışında, iç bölgelerdeki çeşitli grupların bitmek bilmez saldırılarının da hedefi durumunda kalmıştır. Bunlardan bazıları yerel beylik kurmak peşindeki hanedanlar, bazıları hoşnutsuz memurlar, kimileri de paralı askerlerdir. Hemen hemen aralıksız sürdürdükleri saldırılar sebebiyle bu yıllar boyunca bölgede iç bölgelerin güvenliği yok edildiği gibi, belki de bölgedeki üretimin yeni doğmakta olan dünya ekonomisiyle bütünleşmesini geciktirilmiştir. Fakat bu eşkiyalar zenginliğin bölüşülmesi konusunda yararlı bir işlev de görmüşlerdir. Yağma, adam kaçırma, soygun, bazen de yalnızca yer değiştirmeler yoluyla İzmir’de biriken zenginliğe el koymuşlar, Ege kıyılarının ve daha geniş bir alanın iç bölgelerinde yaşayan çok sayıda kişinin bu zenginlikten yaralanmasını sağlamışlardır.

ege ve deiz ticareti, ege ve deniz ticareti ikinci bölüm, deniz ticareti nedir, kristof Kolomb, İstanbul- Mısır İzmir’in büyümesine yol açan ilk ivme, hem Doğu Akdeniz hem de Batı Avrupa’daki birtakım olağandışı gelişmeleri birleştiren özgül bir konjonktürün ürünü olmuştur. Bu koşullar çok uzun sürmemiş; ticaret odağı Ümit Burnu ve Baltık Denizi’ne, yani Atlantik Okyanusu’na kayarak Akdeniz limanlarının, özellikle zorunlu ihtiyaç maddeleri ticaretindeki göreli önemini azaltmıştır. İzmir ve çevresindeki çeşitli gruplardan, bölgeye ait ipek ticaretinde Ermeni tüccarlar her açıdan denetleyici bir konuma gelmişlerdir. En az onlar kadar önemli bir diğer grup da, İzmir gümrük gelirlerinin sahibi Yahudi bankerler olmuşlardır. Yine İstanbul-Mısır arasındaki çok önemli olan ticarî deniz yolunda yer alan Rodos'un Osmanlı topraklarına girmesi, Osmanlıların Akdeniz üzerindeki siyaseti açısından belirleyici olmuştur. Rodos ile birlikte Herke, Sömbeki, İleryoz, İleki(İlyaki), İstanköy, İncirli(Nisyros), Kelemez gibi adalar üzerinde de Osmanlı hâkimiyeti kurulmuştur. Girit'in fethedilmesi ile Ege Denizi Osmanlı’nın iç denizi haline gelmiştir (1669). İstanbul'un alınmasının hemen ardından 1456'da başlayan Ege Denizi'ne sahip olma mücadelesi, 1715'de fethedilip 1718'de resmen Osmanlılara verilen İstandil Adası hariç, 1669'a kadar sürmüştür.

- 1765, Buharlı makine keşfi ve 1850 yılına kadar süren Sanayi Devrimi Çağı -

Yazının ilk bölümünü buradan okuyabilirsiniz. 1779 yılında Rum tacirleri, gemilerine Rus bayrağı çekme ve Rus Konsolosluğunun koruyuculuğundan yararlanma ayrıcalığını elde etmişlerse de İzmir 1650 ile 1750 arasındaki dönem içinde Avrupa’nın Asya’yla ticaretinde bir konak olmaktan fazlası olamamıştır. Bu dönemin İzmir limanında alınıp satılan malların büyük bölümü örneğin Ankara tiftiği, İran ipeği ve Asya’dan gelen değerli mallar, Anadolu’nun Batı bölgesi dışından doğal kökboyası gibi ürünler İzmir’den ihraç edilen malların listesinde ilk sıraya yükselmiştir.

Yaklaşık 18. yüzyılın ortalarında ise İzmir tarihindeki ikinci büyüme evresi başlamış ve 19. yüzyılın son çeyreğine dek hiç kesintiye uğramaksızın sürmüştür. 18. yüzyılın ikinci yarısı, bu Avrupa sistemindeki ikinci gelişme dalgasının başlangıcına denk düşmektedir ki, ilk dalga, Osmanlı İmparatorluğu’nun batı kesimlerini Asya’dan yapılan transit ticaretinde önemli bir geçit noktası olarak geliştirirken, ikinci dalga, bu alanları tarım ürünleri ve hammadde kaynaklarına dönüştürerek Avrupa’yla yapısal olarak bütünleştirmiştir.

1831'de Ortaçağ karanlığını gerilerde bırakmış dünya, Rönesans ve denizciliğin öncülüğünde ilerlemiştir. İngiltere adasını, Büyük Britanya İmparatorluğu durumuna getiren ''Denizlere egemen olma'' politikası ile Deniz Savaşları, deniz ticaretinin önemini ortaya çıkarmıştır. 1863 – 1873 yılları, Altın esasıyla çok uluslu ticaret dünya ölçeğinde yayılmıştır. Ticaretin başkenti Londra olmuş, İngiltere’nin Hindistan’la olan ticareti artmış aynı zamanda korsan faaliyetleri da başlamıştır.

Tarihte ticaret yollarını ve stratejik noktaları ele geçirmek ve elde tutmak için büyük mücadeleler verilmiş, savaşlar yaşanmıştır. Bunun nedeni hem güvenlik hem de ekonomik kaygılar olmuştur. Günümüz deniz ticaretinde, büyük deniz filosu ile söz sahibi olan ülkelerin başında komşumuz Yunanistan gelmektedir.

Dr. Ayşin Nalan Yetmen

Abonelik Formu

* gerekli yerler

Sualtı Dünyam

2017 © Copyright by Peter Salvatore