Derinlik

Derinlik

Derin dalış nereden baktığınıza bağlı olarak değişen, görece bir kavramdır. Balıkadamlara balıkadam olmayanların sordukları ilk sorular arasındadır : “Ne kadar derine dalabiliyorsun?” Bu sorunun cevabını verdiğinizde, bazıları için “Çok da fazla değilmiş” bazıları içinse “Offf, deme be!” şeklindedir. Nedense kutuplarda dolaşan bu iki cevap dışında bir de makul olanı vardır, fiziksel ve idari kuralların belirlediği. Kimi sportif dalış disiplinlerine göre 30 metreden derin olan dalış, kimi dalış disiplinine göre ise 18 ila 30 metre arası derinliğe yapılan dalış, derin dalış olarak terminolojik yerini alır. Oysa teknik dalış söz konusu olduğunda 60 metreden derine yapılan, oksijen zehirlenmesini savuşturmak için uygun bir karışım gaz ile yapılan dalış, derin dalıştır. Profesyonel ya da ticari dalış söz konusu olduğunda, özel donanım, eğitim ve prosedür gerektiren her dalış, derin dalıştır. Eğer rekoru soracak olursanız, tüplü dalışta rekor derinlik 318 metredir, Nuno Gomez’in 2005 yılında Kızıldeniz'de kırdığı. Daha sonra Ahmed Gabr bu rekoru 332 metre ile Nuno Gomezin rekorunu egale etmiştir. Ancak bu karışım gazla yapılan bir rekor. Hava soluyarak yapılan en derin tüplü dalış rekoru ise Maurice Fargues’ye ait, 117 metre. Elbette bu rekor resmi bir kayıt ancak gayrıresmi olarak 155 metreye inmeyi başaran birkaç balıkadam var ancak bu kayıtlı, resmi deneme değil. Bir de serbest dalış var. Serbest dalışta çok çeşitli kategoriler var ancak “no limit” kategorisinde halen 162 metre inilebilen en derin nokta.

Daha derine inebilmek teknik olarak mümkün mü, insan vücudu hangi derinliğe kadar inebilir? Bu soruların her birine verilelecek cevap gene görecelidir. Hava soluyarak yapılan tüplü dalışta balıkadamın inebileceği derinlik 66 metredir. Bu oksijen toksitesinin başlayabileceği limit olmakla birlikte bazı fiziksel özellikler bu derinliğe ulaşmadan, bazıları ise bu derinliğin epeyce fazlasında oksijen toksitesiyle karşılaşır. Doğrusu hava kullanılarak inilen rekor derinlik bildiğim kadarıyla yukarıda bahsettiğim gibi 117 metre. Böyle riskli bir denemenin yapılması da akla ziyan bir davranış. Elbette oksijen toksitesine karşı dalışın belli evrelerinde farklı solunum gazları kullanılarak yapılan dalışlarla çok fazla derinliğe inebilmek mümkündür ve klasik neopren dalış elbisesi kullanılarak yapılan rekorun 318 metre olduğunu yukarıda belirtmiştim. Daha fazla da derine inilmesi mümkündür ancak bu kez iç basıncı 1 atm’de tutan özel elbiseler kullanılarak yapılır. ABD Donanması bu tür elbiselere atmosferik dalış sistemi elbisesi (Atmospheric Diving System Suit) olarak adlandırıyor.

Derinlik, bir atmosfer dalış kıyafeti, 1 atm dalış kıyafeti, Mehmet Avadan yazıları, Marianna çukuru, serbest dalış rekorları, tüplü dalış rekoru

Elbisenin dış basınca dayanıklılığı ise, elbisenin yapıldığı materyalin mukavemet özelliklerine bağlıdır. Materyal mukavemet özellikleri arttıkça daha derine inmek mümkün olabilir. Mukavemet özelliklerinin artırılmasının en basit yolu aynı materyal kullanılarak kalınlığı artırmaktır ama o da bir yere kadar, sonra hareket kabiliyetini sınırlar. Atmosferik dalış elbisesi kullanılarak yapılan en derin dalış ise 610 metre, rekor bu. Daha derine inmek de mümkündür aslında ancak denizaltı ile. Tabii her denizaltıyla da olmaz özel denizaltıyla olabilir. Mesela 11.521 metre derinlikteki Mariana Çukuru dünya denizlerinin en derin yeri kabul edilir ve ABD Donanmasından Teğmen Donald Walsh ve bilimadamı Jacques Piccard Trieste adlı batiskafla (Özel denizaltı) bu derinliğe inen ilk insanlardı. Üstelik başarılı oldukları deneme 23 Ocak 1960’da idi, çok da yeni sayılmaz. Daha sonra bir çok kez bu derinliğe inildi. Daha derine inilebilir mi? Mariana Çukuru sınır olduğundan denemek mümkün olmaz ama teorik olarak mümkündür.

derinlik nedir, Mehmet Avadan, trieste deniz altısı, Marianna Çukuru, Derinlik, serbest dalış, tüplü dalış rekoru

Hadi bir de serbest dalışa bakalım. “no limit” kategorisinde inilebilen en fazla derinliğin 162 metre olduğunu yukarıda belirttim. Ancak serbest dalış pratik ister, eğitim ister. Herkes yapamaz. Ama şartları sağlayan insanların isterlerse serbest dalış yapmasına engel yoktur. Evet rekor derinlik 162 metre ama kendi aramızda yaptığımız serbest dalışlarda bazen 5 metreyi geçenlerin, bazen 15 metreyi geçenlerin derin dalış yaptığını düşünüyoruz, işte size görecelik!

Aslında insanoğlu için serbest dalışı kısıtlayan bir durum yoktur. Hatta insan vücudu serbest dalış yaparken bir takım önlemler de alır. Bu önlemleri aslında sadece insan vücudu değil yunus, fok, balina gibi dalabilen her memelinin vücudu da alır. Hatta bu önlemler ilkin yunus ve foklarda 1900’lü yılların başında gözlenmiş yaklaşık 50 yıl sonra insanın da dalabilen bir memeli olduğu hatırlanıp incelenmiş. İnsan vücudunda da da dalış sırasında bir dizi önlem gözlenmiş. Bu önlemlere, bilimsel olarak gözlendiği 1900’lü yılların başından beri “dalıcı memeli refleksi” adı veriliyor. Peki nedir bu dalıcı memeli refleksi?

Oksijen yaşayan her canlı için değerlidir, yaşamı ona bağlıdır. Karada yaşayan canlıların sualtına indiğinde suda bulunan oksijenden faydalanması için henüz çok erken ama ilerde böyle bir şeyin mümkün olabileceğine dair çalışmalar var. Her neyse, lafı uzatmadan konuya döneyim. Dalabilen memelilerin sualtına indiklerinde oksijeni verimli kullanmak adına nabız sayısını düşürerek ve beyin ve kalp gibi hayati organların alışageldikleri oksijen seviyesini düşürmemek için dolaşımdaki kanı bu organlara yönlendirilmesine “dalıcı memeli refleksi” deniyor. Her ne kadar “dalıcı memeli refleksi” tek bir refleks hareket gibi görünse de aslında bir dizi refleksin ortak başlığıdır. Nabız atışlarının azalması (bradycardia), damar çapının küçülmesi (peripheral constriction) ve kanın uygun bölgeye transferi sonucu oluşan dalıcı memeli refleksi dalabilen memelilerin sualtına adaptasyonundan başka bir şey değildir.

Dalışa geçer geçmez ilk oluşan tepki nabız sayısının düşmesidir. Bu tepkinin arkasında yatan neden kalbin atış sayısının düşmesiyle, kalbin kasılıp gevşeyerek çalışması sırasında kullandığı oksijen miktarının azalmasını sağlamaktır. Kalp atışının birim zamanda azalması aslında bütün organların oksijen ihtiyacını azaltan bir reflekstir. Kalp atış sayısının düşmesiyle dolaşımdaki kanın organlara ulaşma süresi uzar ve birim zamanda daha az oksijen taşınır. Hadi dalış jargonuyla söyleyelim, “dip süresi uzar.” İnsanda nabız sayısının düşmesi ilgili insanın fiziksel durumuna bağlı olmakla birlikte çok yüksek oranda değildir ancak antrenmanla yükseltmek mümkündür, oraya da geleceğim. Oysa foklar dalar dalmaz nabızları, dalmadan önceki nabız sayılarının %80’ine düşer. Bu da fokların dalış sırasında normale göre oksijen ihtiyacı %20’ye düşüyor demektir. Çok güçlü bir refleks olduğu şüphe götürmez. Bu bilgi neden deniz memelileri sualtında çok uzun kalabiliyor sorusuna verilecek yanıtın bir parçasını oluşturur. E.Schagatay ve J.Andersson isimli bilimadamlarına göre; hiç sualtı deneyimi olmayan bir insan başını suya batırıp nefesini tutttuğunda, kalp atış hızı, dinlenme sırasındaki kalp atış hızından %20-%30 azalıyor. Deneyimli serbest dalgıçlarda bu oran %50’nin üzerindedir. Rekortmen serbest dalgıçların kalp atım hızının dalış sırasında dakikada 8 ya 9 olabildiği biliniyor. Bu durum pratik çalışmayla kalp atım hızının düşürülmesinin mümkün olduğunu net bir şekilde anlatır. Kalp atım hızının düşmeye başlaması ve ne kadar düşebileceği cinsiyet, yaş, kondüsyon, nefes tutma süresi vs gibi birçok faktöre bağlıdır.

Dalış sırasında kalp atım hızının yavaşlamasıyla birlikte damar çapları da küçülür. Bir başka deyişle damarlar daralır. Bu refleks sonucu kollar ve bacaklarda dolaşan kan miktarı azaltılırak bu bölgede yer alan dokuların oksijeni daha az kullanması sağlanır. Derinlik arttıkça daha da güçlenen refleks sonucu kanın diğer bölgelerden çekilip oksijensizliğe dayanıklı olmayan beyin, kalp, omurilik gibi hayati organlara gönderilmesi sağlanır. Kanın daha az önemli organlardan çekilip daha önemli organlara nakli kan transferi denilen bir refleksten başka bir şey değildir. Hayati olmayan organlardan kanın çekilmesi sonucunda, bu organların kan yoluyla taşınan oksijen olmadan da hayatını devam ettirmeye çalışması istenir. İşte bu noktada insan zayıftır, oksijensizliğe deniz memelileri kadar dayanıklı değildir. Ancak bu zayıflık antrene edilerek geliştirilebilir. Nefes tutarak yapılan yürüyüşler, nefes tutarak yapılan koşular bu tür antrenmanlara örnek verilebilir. Aslında sorun sadece dokuların oksijensiz kalması değildir, oksijensiz kalınan sürede üretilen metabolik atıklar da diğer bir sorunu teşkil eder ancak o konuya girip de sizi ayrıntılarda boğmayayım.

Tekrar kan transferine dönelim. Kan transferi yoluyla akciğerlerde de kan azaltılır ve bu sayede akciğerlerin basınca dayanıklı hale gelmesi sağlanmış olur. Kesin olarak nasıl gerçekleştiği henüz bilinmese de kan transferi yoluyla, kanın alveollerin çeperlerindeki kılcal damarlara dolarak çeperlerini kalınlaştırıp, alveolleri basınca dayanıklı hale getirdiği sanılıyor.

Fazla detaya girmeden dalıcı memeli refleksini tetiklenmesinde yüzün suyla temasının yeterli olduğunu düşünen araştırma sonuçları, ileri yaşlarda dalıcı memeli refleksinin giderek zayıfladığı yönünde araştırma sonuçlarının da olduğunu ekleyeyim.

Anlaşıldığı gibi derinlik göreceli bir kavram olmakla birlikte insanoğlu için derinlik sınırının olmadığını söylemek yanlış olmaz.

İyi dalışlar,

Yazı: Mehmet Avadan

Sualtı Dünyam

2017 © Copyright by Peter Salvatore